Nedir bu nankörlük…


Düşünce pınarımın katreleri tefekkür denizine usul usul akarken, sert kayaları yalayıp geçiyor. Keyifli bir akşamın ufkunda çayımı yudumlarken buluyorum kendimi. Telefonumun melodisi dolduruyor odamın sessizliğini. Çok uzaklardan bir dost sesi duyuyorum hemen yanı başımda. Hal hatır faslından sonra hasreti bitiren bir sohbet yumağına dönüveriyoruz. Aradaki kilometrelerce mesafeler kalkıyor. Sesin gizemli hüznüyle kucaklaşıyoruz. Hasretimiz diniyor, merakımız gideriliyor. Tekrar görüşmek temennisiyle vedalaşıyoruz.

 

Çayımı yudumlarken, tefekkür denizinde kulaç atmaya devam ediyorum. Dört duvar arasında sıkışmışken bedenim, ruhum hayal penceresinden uçup gidiyor uzaklara. Peşinden koşup yakalamak istiyorum ama nafile. Kayıtlı değil ki bedenimin parmaklıklarına hayalim. Koy veriyorum kendimi. Nerede durabileceğimi, ne zaman döneceğimi bilmeden. Keyfini çıkarmak kalıyor bana, hayalimin gezdiği zaman ve mekânların. Asırlara uğruyor, tarihi kokluyorum. Dünü yaşarken, bu günde buluyorum kendimi. Padişahlara yakışır bir hayat yaşadığımı fark ediyorum. Sonra haksızlık yaptığımı düşünüyorum O sultanlara.

 

Padişah gibi bir hayat… Öyle mi? Hadi canım oradan. Onlar mı varlık içinde, ben mi. Kim daha zengin sanırsın. Hangimiz daha iyi imkânlar içindeyiz. Onlar koskoca sultan bense sıradan bir adam. Koca koca devletlere hükmetmişler. Çağlar kapatıp çağlar açmışlar. Saraylarda krallara layık bir hayat yaşamışlar.

 

Hayal denizinden gerçeğin sahiline çıkıyorum. Akıl pazarında alış veriş yapıyorum. Tarihin sayfalarını gönül aynama yansıtıyor. Vicdan terazisiyle tartıyorum düşüncelerimi. Haksızlık yaptığımı anlıyor. Nedir bu nankörlük diyorum kendime.

 

Bir padişah düşünün; payitahta oturup, ülkesinin uzak bir köşesine haber gönderecek. Ulağa haber salınıyor. Atını hazırlasın ferman var padişahımızdan. Yazılıyor ferman, teslim ediliyor at üzerindeki süvariye. Uzun bir yolculuk, dağlar aşılıp, ovalar geçiliyor. Kar kış fırtına, eşkıyada cabası. Günler süren maceralı bir yolculuk. Nihayet mektup ulaştırılıyor muhatabına. Bir gün istirahattan sonra hazırlanan cevabi mektup alınarak ulaştırılmak üzere padişaha geri dönüş yolculuğu başlıyor. Bütün zorluklar aşılarak birkaç haftalık maceradan sonra huzura çıkılıyor.

 

Oysa ben, oturduğum yerden küçük bir makine vasıtasıyla dünyanın her yerine bir anda ulaştırıyorum mesajımı. İster yazılı ister sözlü. Kaynaktan alıcıya bayatlamadan ileti. İstediğim dostu yanı başımda buluyorum, hem sesini istersem görüntüsünü.

 

Padişah olmuş, ülkeler feth etmişler. Hazineleri altın ve gümüşle doldurmuşlar. Ne yazık ki çok istemelerine rağmen hacca gidememişler. Neden mi? Nasıl gitsinler; altı ayda gidiş, altı ayda dönüş. Geri döndüklerinde ne taht kalır, ne sultanlık. Her şeyi göze alsalar bile bu yolculuğa servetleri yetmez. Padişah bu tek başına gidecek değil ya. Raiyeti neredeyse ordunun yarısı. İbadetin geçerli olması için tüm masraflar ondan çıkacak. Bu bir hak hukuk meselesi.

 

Oysa ben; sıradan basit bir adam. Biraz birikimimle biniyorum havaya, üç saatte huzurdayım. Zamanı ve mekânı avuçlarımda tutuyorum. Birkaç günde tamamlıyorum tüm vazifelerimi. Kısa bir yolcuğun ardından yuvamdayım. Taze hurma, zemzem ikram ediyorum dostlarıma. Hangi padişah böyle bir imkâna sahip olmuş.

 

Onlar at üzerinde bir beldeden başka bir beldeye varana kadar, ben bilmem kaç yüz beygirlik arabamla şehirler geziyorum. Haberdar olmak komşu ülkeden, dost ve düşmandan. Ekonomik, siyasi, askeri gücünü bilebilmek. Nice canlara mal olurda doğru dürüst bir malumat sahibi olamazlar.

 

Oysa biz, geçtik mi bir başka sihirli kutunun karşısına. Arama motoruyla dünyayı evimizde misafir ederiz. Görmek istediğimiz ülkenin sokaklarında dolaşır, dağlarında kayak, denizlerinde sörf yaparız. Tüm ekonomik değerlere ulaşmak bir tuş kadar yakındır. Savaşları maçlar gibi naklen izler, her şeyden haberdar oluruz.

 

Hayal denizinden gerçeğin sahiline çıktığımda, ne kadar büyük nimetlere sahip olduğumu fark ettim.


Okunma Sayısı : 349

Yorum Ekleme

Adınız
Yorum
Henüz eklenmiş bir yorum bulumamadı!

Üye Girişi

 
 

Öğretmenlerden Güzel Örnekler




Haftanın Kitabı

Kur`an`daki Anne

Yazarı:  R. Adeviye Akbulut  

Anneyi gerçek anne yapan o şefkatin nasıl kullanılacağının şifreleri ise Kur`ân-ı Kerim`de var. Yaşayan ve konuşan Kur`ân olan Resulüllah`ın (a.s.m.) mübarek sözlerinde var


Düşündüren Yazılar

Mutlu Evliliğin Sırrı..

Çocuk Dedesine Sormuş;

Dede, Nenem İle Kaç Yıldır Evlisiniz?

- 40 Yıldır Evlat. De...miş Dede.


Kırkambar

Beynimiz Su İçimde Yüzüyor

Hissetme, hareket etme, işitme, görme, tat ve koku alma, kalbin çalışması, nefes alma gibi hayati işlevlerin tümünü beynimiz gerçekleştirir. Ayrıca hormonlar üreterek vücudun ihtiyaçlarına göre düzenlemeler yapar.

Forum'dan Son Konular

[Bilgisayar] Google siyah olsaydı Gönderen: ogretmenhatti Ağustos 03, 2010, 12:17:43 ÖS
[Tanışalım] Hayırlı olsun Gönderen: ogretmenhatti Ağustos 03, 2010, 11:35:48 ÖÖ
[Tanışalım] Suudi Arabistanda öğretmen olarak çalışmak isteyenler. Gönderen: murat meriç Temmuz 27, 2010, 04:22:39 ÖÖ
[Duyurular] Berat Gecenizi Tebrik ederiz. Gönderen: ogretmenhatti Temmuz 25, 2010, 12:27:31 ÖS
[Portal Makale Arşivi] Her Şey Bir Kişinin Güzelleşmesi İle Başladı. - Dr.Ramazan BALCI Gönderen: ogretmenhatti Temmuz 20, 2010, 06:52:36 ÖS