Zaman Planlaması


Her iş, tâyin edilen zamanda bitirilmelidir. Batı ülkelerindeki maddî ilerlemenin sırrı, zaman tanziminde yatmaktadır. Bu memleketlerde işlerin önceden, zamana göre tanzimi ve her bir işin ona tahsis edilen zaman dilimi içinde görülmesi esastır. Halbuki geri ülkelerde ise, her şey zuhurata ve tesadüflere tâbidir.

Zamanın değerlendirilmesinden maksat, her akla gelenin yapılması değildir. Zamanı değerlen- dirme meselesi, öncelikle faydalılık ve verimlilik açısından ele alınmalıdır. Oyun ve eğlence gibi, gayesi anında son bulan, ileriye, kendisine ve başkasına maddî veya manevî bir faydası olmayan, ne ferde ve ne de cemiyete sağlıklı bir gelişme getirmeyen meşguliyetler faydasız addedilmelidir. Bir başka ifade ile malâyaniyatla, yâni, ne dünyaya ve ne de âhirete faydası olmayan şeylerle geçirilen vakit de yerinde kullanılmamış, boşa geçirilmiş zamandır.

İslâm dini bu meseleyi belli bir esasa, güvenilir ve sağlam bir temele oturtmuş bulunmaktadır. İslâm, zamanın değerlendirilmesinde günlük plâna ağırlık verir. Vaktin boş geçirilmemesinde ısrarlıdır. Çalışmalar dışında kalan vakitleri, zikir, tefekkür, faydalı şeyler öğrenme, aile fertleriyle sohbet ve terbiye gibi meşguliyetlerle geçirmeyi emreder.

Kur'an-ı Kerim'de zaman mefhumu, dehr, asr, vakit, yıl, ay, gün, gündüz, gece, saat, akşam ve ebed gibi kelimelerle ifade edilir. Bunların içinde en çok zikredilen gün ile gece ve gündüz tâbirleridir. Kur'an-ı Kerim, ilk sayfasından itibaren, en son sayfasına kadar, hiç ara vermeden zaman mefhu- munu hatırlatmaktadır.

KURAN'DA ZAMAN TAKSİMİ

Kur'an, en çok "gün" kelimesi üzerinde durur. "Gün" mânâsına gelen "Yevm" kelimesi 475 defa zikredilir. Bir günü de gündüz ve gece olarak ikiye ayırır. Gece, güneşin batmasıyla, sabahleyin fecr-i sâdık denen ikinci fecre (Şafak vakti) kadar geçen zamandır. Geri kalan müddet de gündüz (Nehar) dır. Kur'an'da gündüz 57 defa geçer. Buna, sabah vakti, kuşluk vakti, güneşin doğması, öğle sıcağı vakti ve güneşin batıya meyli gibi tâbirler de ilâve edilirse, bu sayı 107'ye ulaşır. Kur'an-ı Kerim, gündüz gibi, geceyi de, güneşin batması, akşam, yatsı, gecenin ilk karanlığı gibi, kısımlara ayırır ve her birini ayrı ayrı zikreder.

Bütün bunlardan, insanın her ânının değerlen- dirilmesi gerektiğini anlamak mümkündür.

Nitekim namazların günün 24 saati içine dağı- tıldığını, böylece ferdin gece ve gündüz teyakkuz içinde tutulduğunu, zamanını programlama alış- kanlığı kazandırmaya yönelik olduğunu görüyo- ruz.

Kur'an-ı Kerim'de Cenâb-ı Hak, ayları, günleri ve hatta günün her saatini aynı değerde tutmamış, bazılarının daha faziletli ve değerli olduğu belirtil- miştir. Meselâ, Kadr sûresinde, Kadir Gecesinin bin aydan hayırlı olduğu beyan edilir (Kadr: 97/3). Aynı şekilde günün seher vakti, diğer vakitlere nazaran daha ehemmiyetlidir. Namaz vakitleri de öyle değerli vakitlerdir. Kamerî aylardan Recep, Şaban ve Ramazan ayları ile, Ramazan'ı takip eden Şevval'in 10 günü ve Muharrem ayındaki aşure günü, diğer zamanlardan farklı değerlendirilir.

Haftanın günleri de aynı değerde değildir. Özellikle Cuma günü en kıymetli gündür. Pazartesi ve Perşembe günleri oruç tutmak sünnettir ve diğer günlerde tutulan oruçtan daha kıymetlidir. Kamerî aylardan her ayın ilk günü, aydınlık gün (eyyâm-ı bîz) denen 13.14. ve 15. günlerde oruç tutulması tavsiye edilmiştir..

Yan gelip yatarak veya az çalışıp çok tüketerek, ne bir ferdin, ne bir ailenin ve ne de bir milletin maddî ve manevî terakki ettiğini, refah ve huzur içinde olduğunu tarih göstermiyor. Dünya ve âhiret saadeti, zaman sermayesinin en faydalı ve verimli şekilde kullanılmasıyla mümkündür.

Gecenin Değerlendirilmesi

Gece ile alâkalı âyetler 92, gündüz ile ilgili âyetler 57 adettir. Gecenin değerlendirilmesiyle ilgili Müzzemmil sûresi, gelişi itibariyle 3.sıradadır. Yâni Hz.Peygambere, peygamberliğinin ilk yıllarında gelmiştir ve şöyledir:

"Ey elbisesine bürünen! Az bir kısmı müstesna, geceleyin ibadet için kalk. Gecenin yarısında veya biraz daha geç kalk. Yahut biraz daha erken kalk ve Kur'an'ı açık açık, tane tane oku. Biz sana, pek büyük bir söz vahyedeceğiz. Gece vakti kalkmak nefse daha çok tesir eder; Kuran ve zikir için de daha elverişlidir. Çünkü senin için gündüz vakti uzunca bir meşguliyet vardır" (Müzzemmil; 73/1-7)

Gece kalkışını Hz.Peygamber'in çoğunlukla Hz.Davud tarzında yaptığı anlaşılmaktadır. Zira bir hadislerinde şöyle buyurmuştur:

"Allah'a en sevgili gece namazı, Davud'unkidir. O, gecenin ilk yarısında uyur, üçte birinde kalkıp namaz kılar, son altıda birinde (sabah namazından önce) tekrar uyurdu" (Buhari, Teheccüd 7)

En İyi Dinlenme Nasıl Sağlanır?

Kur'an-ı Kerime göre dinlenmenin en tesirli vasıtası uykudur. Nitekim bir âyette şöyle buyru- lur: "Size geceyi örtü, uykuyu dinlenme (vasıtası), gündüzü de çalışma zamanı yapan Allah'tır" (Furkan; 25/47; Nebe: 78/9).

Kur'an-ı Kerim "Gündüz maişet vaktidir" dediği halde, "gece de uyku vaktidir" diye bir ifade- de bulunmaz. Nitekim bir başka âyette; "Gece ve gündüzde uyumanız ve O'nun fazlından nasip aramanız da O'nun âyetlerindendir." (Rûm 30/23).

Burada uykunun gündüz de olabileceği belirtil- diği gibi, Allah'ın fazlından geceleyin de talepte bu- lunabileceği gayet açıktır.

Hz. Peygamber çeşitli hadislerinde az uyumayı tavsiye eder. Bir hadiste şöyle buyrulur:

"Sizden birinizin ensesine geceleyin şeytan üç düğüm atar. Eğer gece uyanıp Allah'ı zikrederse düğümün biri çözülür. Kalkıp abdest alınca biri daha çözülür. Kalkıp namaz kılınca üçüncüsü de çözülür ve dinamik ve ruhen canlı olarak sabaha girer, büyük hayra erer. Eğer böyle yapmazsa tembel ve uyuşuk bir ruh haleti içinde sabaha girer ve hayra da ermez" (Buhârî, Teheccüd: 12).

Yine bir hadiste, Hz.Süleyman'a annesinin şu nasihatta bulunduğu bildirilir:

"Ey oğulcuğum gece çok uyuma, zira çok uyku kişiyi kıyamet günü fakir bırakır" (İbnu Mâce, İkâmetu's-salât: 174)

Gece Kalkışından Maksat Nedir?

Gece kalkışı öncelikle ibadet içindir. Yâni namaz ve Kuran okumak. Ancak, kıyamu'l-leyl'den sadece ibadet anlamamak gerekir. Nitekim, bir kısım âlimler, bazı rivayetlerden, "ilim için gecele- yin uyanık kalmak, nafile namaz için uyanık kalma yerine geçer" hükmünü çıkarmışlardır (Buhârî, Elm: 40/41; Fethu'l Bari: 1/224).

Âlimlerin uygulamalarından, geceyi üçe ayır- dıklarını görüyoruz:

1-İstirahat 2- İbadet 3- ilmî çalışma

İlmî inceleme genelde gecenin son kısmında, yâni sabahdan önce olması tavsiye edilir. Çünkü, uyanıklığın, gecenin sonunda geldiği belirtilir. Nitekim biyolojik araştırmalar da insanda fizyolojik faaliyetlerin saat 04-05 civarında en yüksek düzey- de olduğunu göstermiştir.

Bir talebenin her sabah üç saat ders çalışması, onun kısa bir zamanda ilim sahibi olması için yeterli kabul edilir.

Gece, insan hayatının yansını teşkil ettiği için, tamamının gafletle geçirilmemesi gerekir. Bu bakımdan Kur'an'da gerekli ikaz ve uyarıyı yapmış- tır, ilâhî emirle geceyi tanzim edip, değerlendiren kimse, gündüz vaktini de azami şekilde değerlen- direcektir. Zira, zor olanı halleden, kolay olanı ra- hatlıkla yapar.

PEYGAMBERİMİZİN HAYATINDA ZAMAN TANZİMİ

Hz.Peygamber (s.a.v.), işlerini haftalık ve günlük bir plân dahilinde yapmıştır. Her gün aynı işler, aynı vakitte yerine getirilmektedir. Bir başka ifade ile, her iş için muayyen bir zaman dilimi ayrılmıştır. Günlük işler iki gruba ayrılır:

1.Zuhurata tâbi işler: Bunlar, önceden plânlan- maksızın cereyan eden işlerdir. Aniden gelen bir heyetin kabûlu, bir yabancının müracaatı ve bir ihtiyacın zuhuru gibi. Bunlar genelde, programlı işlere tahsis edilen vakitlerin dışındaki zamanlarda ele alınmaktadır.

2.Günlük mutad işler: Bunların programlan- masında namaz vakitleri hareket noktasını teşkil etmektedir.

a-Gece programı

Hz.Peygamber (s.a.v.) geceyi üçe ayırmıştır. Bir bölümü Allah'a, bir bölümü ev halkına, bir bölümü de kendisine tahsis etmiştir. Kendisine ayırdığı zamanda, halkla da görüşürdü. Hz. Peygamber, güneş batınca günlük işleri bırakmaktaydı. Prensip olarak, yatsı namazından önce uyumayı, yatsıdan sonra da sohbeti sevmezdi. Her gün, gecenin ikinci yarısından sonra kalkar ve ibâdette bulunurdu,

b-Gündüz programı

Sabah namazından sonra yatmayı her Müslü- mana yasaklayan Hz. Peygamber (s.a.v.) kendisi güneş doğuncaya kadar mescidde kalır, ashabıyla sohbet ederdi. Ashabıyla olan sohbetinden sonra Hz. Peygamber (s.a.v.) zevcelerini ziyaret eder, onlarla ailevî sohbetlerde bulunurdu. Öğle vakti, namaz ve öğle uykusu (kaylüle) saatleridir. İkindi namazından sonra da hanımlarını ziyaret etmesi, günlük mutad işlerindendir. Hz.Hafsa (R.A.) bazı saatlerde Hz.Peygamberin huzuruna kimsenin girmesine müsaade edilmediğini ve hatta zevcesi olmasına rağmen kendisinin bile o saatlerde giremediğini belirtir.

Boş Vakit Nedir, Nasıl Değerlendirilir?

Batı dünyasında boş vakit mefhumu yoktur. Burada serbest zaman (Leisure time) anlayışı vardır. Bundan kastedilen, fizyolojik veya profesyo- nel faaliyetlerin dışında kalan, tamamen ferdin tercihine bağlı olarak tek başına veya grup hâlinde yapılan faaliyetlere ayrılan zamandır. Daha kısa bir ifade ile, şahısların her hangi bir mecburiyeti altında olmadan değerlendirdiği zamandır.

İslâm da tamamen boş geçirilecek bir vakit tanımaz. Nitekim bir hadiste şöyle buyrulur: "İki şey vardır, insanların çoğu onun değerini bilmezler: sıhhat ve boş vakit" (Hadis-i Şerif)

Bir Âyet-i Kerimede de şöyle bildirilir: "O halde, boşaldığın vakit yeniden yorul" (İnşirah, 94/7).

Âyet-i Kerime, meşguliyetin değiştirilmesi suretiyle dinlenmenin sağlanacağına işaret etmek- tedir. Bu, bir bakıma çalışarak dinlenmedir.

Hz.Peygamber (s.a.v.) tarafından mü'minin haftalık bayramı olarak tavsif edilen, Cuma günü ile ilgili âyet, boş zamanın nasıl geçirileceğine ait mühim bir esas ortaya koyar: "Ey insanlar! Cuma günü namaz için ezan okunduğu zaman Allah'ı anmaya koşun. Alış verişi bırakın. Bilseniz, bu sizin için daha hayırlıdır. Namaz bitince yeryüzüne dağılın, Allah'ın fazlından talepte bulunun..." (Cuma: 62/10).

Âyette iki husus dikkati çekmektedir: Birincisi: İşin gün boyu değil, sadece namaz saatinde bırakılması. İkincisi: Namazdan sonra dağılıp Allah'ın fazlından aramaya devam edilmesi. Yâni âlim araştırmasına, öğrenci dersine, tüccar ticaretine dönecek, muradı ne ise onu Cenâb-ı Hak'tan çalışarak fiilen isteyecektir.

Çalışma Süresi Ne Kadar Olmalıdır?

İleri batı ülkelerinin günümüzde benimsediği prensip, "sekiz saatten fazla çalışmak verimi düşürür" şeklindedir. Onlar bu görüşü, teknikte ve ekonomik güçte belli bir seviyeye ulaştıktan sonra benimsediler. Zira, sanayi inkılâbının gerçekleşme safhasında çocukları bile en kötü şartlar altında 15-16 saat çalıştırıyorlardı. Nitekim, yirminci yüzyılın başında işçilerin emeklilik ve yıllık izin hakkı yoktu ve haftalık çalışma süresi 70 saat, yıllık 4000 saat idi. Şimdi ise, 1600 saattir.

Günlük sadece 8 saat çalışma prensibinin ve buna cumartesi- pazarın da tatil (piknik) günü olarak eklenmesinin, bizim gibi geri kalmışlık şartlarında bocalayan ve kalkınma mücadelesi veren milletler için akıllıca bir iş olduğu söylene- mez.

KAYNAKLAR

1. Terzioğlu, M.,1980. Fizyoloji. Cilt 1. İst. Univ. Cerrahpaşa Tıp Fak. İstanbul

2. Canan, 1.1985. İslâm'da Zaman Tanzimi. Cihan Yayınevi. İstanbul

3. West, P.1989. Biorhythms.

4. Bio Science, 1989.

5. New Scientist, 1991.

6. Uzunoğlu, S. 1992. Zaman Sermayesi.

7. Göçer, C. 1992. İçimizdeki Saat. Panzehir Dergisi. Sayı 23.

8. Noyan, A. 1993. Fizyoloji 8.baskı, Metaksan. 1157 S.

9. Göçer, C. 1995. Zamanı Siz Yönetin. Panzehir Dergisi Sayı. 30


Okunma Sayısı : 5533

Yorum Ekleme

Adınız
Yorum

Eklenen Yorumlar

Çok güzel yazı.
ömer / 02-Mart-2013
Öğretmenlerden Güzel Örnekler




Haftanın Kitabı

Gencim Dinimi Öğrenmek İstiyorum

Yazarı:  Süleyman Karacelil  

Ergenlik dönemi, insan ömrünün en önemli, en kritik ve en hassas dönemidir.

Bu dönemde genç sürekli sorgulama içindedir. Hayatı sorgular, insanları sorgular, kural ve kaideleri sorgular.


Düşündüren Yazılar

Afrikadaki aç çocuklar

Televizyon arızalanmış, tamirci gelip TV’nin arkasını açmış ki bir sürü ekmek kırıntısı! Tabii kimin yaptığını hemen anlamışlar!


Kırkambar

Turp tüketin turp gibi olun.

     Bol vitamin deposu turpun kalorisi yok denecek kadar az. Karaciğer sağlığından kemikleri güçlendirme özelliğine kadar sayısız faydası olan turpu yaz kış tüketmek gerekiyor.