Sevgi Üzerine Bir Söyleşi


Kalbin derinliğinden kopup gelen bir çığlıktır sevgi. Hayata tutunmanın, yuva kurmanın, dost olmanın, toprağa vatan demenin adıdır. Kainatın yaradılış sebebi, var olmanın anlamıdır sevgi. Paylaşmanın, insanca yaşamanın, mutluluğun anahtarıdır.

 

 

Aksini düşünmenin yok olmakla eş değer olduğu, eksikliğinin felaket anlamına gelmesidir sevgi. Kısaca yaradanın kuluna armağan ettiği en güzel duygudur sevgi. Kainat ancak onunla anlam kazanır, yaşama sevincidir.  Hayat manasını sevgi ile bulur.

Sevginin olmadığı bir dünya düşünülemez. Bir yerlerde kavga varsa, düşmansa insan insana, göz yaşı döküyorsa çocuklar, kimsesiz kalmışsa beli bükülmüş ihtiyarlar, memnun değilse komşu komşusundan, ağlıyorsa yetimler; bilin ki sevgi yoktur oralarda.

Yağmurdan nasiplenmemiş toprak gibidir sevgisiz insanlar. Çatlar, kurur, çöle döner, hoyrat rüzgarlar eser bayırlarında. Kum fırtınasına tutulmuş çalı gibi nereye savrulacağını bilemezler.

Sevgiden mahrumsa bir insan; fırtınalı denizlerde pusulasız dolaşan gemi gibidir, artık varabileceği bir liman yoktur. Denizin girdaplarında, anaforlara tutulur ve batar gemisi, kendisiyle birlikte bütün alemini de batırır.

Yokluğu felaketlere neden olan sevgi, var olup da yanlış kullanıldığında yokluğu kadar tehlikelidir. Adeta elinde pimi çekilmiş bir bomba taşımak gibidir.

Sevgiyi veren, nasıl kullanılacağını da tarif etmiştir insana. Ona düşen bu tarif üzerine sevgisini kullanmaktır. Tarife bakılırsa; vereni sevmek için verilmiştir sevgi. Vermemiş olsaydı; sevemezdik hiçbir sevgiliyi.

Madem o  vermiş, ondan başlamalı sevmeye, sonra Onun sevdiğini sevmeli sırasıyla. Onun istediği gibi sıraya koymalı sevgilileri.

Evet onunla başlarsan sevmeye; ardından sevgilinin sevgilisini seversin. Sonra anneni, babanı, yarini, kardeşini, arkadaşını sev sevebildiğin kadar. Sevdikçe sevgin çoğalır, anlam kazanır. Herkese yetecek kadar vardır içinde sevgi. Sen sevdikçe çoğalır, bütün dünyaya dağıtsan da tükenmez.

Ama sen bütün bu sevgiyi toplayıp, bir yarin iki kaşı arasına koyar! Sonrada dönüp; “ Yakarım… Romayı da yakarım, seni de yakarım…” dersin.

Evet yakarsın, tarih sayfaları sevgisini fani ve mecazi sevgililere verip, sonrada nice ocakların söndürüldüğüne, nice canların yakıldığına, nice değerlerin yıkıldığına şahittir.

Bütün şarkılar, romanlar, şiirler, filimler mecazi aşkların feryatlarının neticesidir. Yerinde sarf olunmayan bir sevginin neticesi, merhametsiz sevgilinin elinden acıların en büyüğünü yaşamaktır.

Çoğu zaman kavuşulmak istenmez  nedense sevgiliye, bilinir ki kavuşulunca bitecek sevgiler. Kavuşulmadıkça değer kazanır, dönüşür kara sevdaya. Çoğu sevdaların sonu hep hüsranla biter.

Leyla ile Mecnun, Kerem ile Aslı, Ferhat ile Şirinin kara sevdaları anlatılır yıllarca. Acıklı türküler yakılır, şiirler yazılır sevgiliye. Kavuşamadıklarından kara sevdaya dönüşmüştür sevgileri. Anlatılan hep mecazi aşk hikayeleridir. Gerçekler saklanmıştır hep yıllar boyu, anlatılmamıştır sonuçları.

Kays, prenses Leyla’ya sevdalanmıştır. O kadar büyüktür ki sevdası, kavuşamamanın neticesinde kara sevdaya dönüşmüştür sevgisi. Leyla… Leyla… der acıklı türküler söyler. Aşkından mecnuna dönmüştür. Artık adı mecnundur Kays’ın. Issız çöllerde aramaktadır sevgilisini. Bir gün Leyla… Leyla… derken Mevla’yı bulur. Mecazi aşktan hakiki aşka geçmiştir. Ve yine bir gün Leyla ile karşılaşır, tanımaz onu… elinin tersiyle iter. Asıl sevgiliyi bulunca unutmuştur, hayali ve fani sevgiliyi.

Bu aşk hikayesinin sonunu hiçbir kitapta, hiçbir şiirde bulamazsınız. Çünkü işlerine gelmez gerçeği anlatmak. O zaman satamazlar hayalle dolu kitaplarını, dinletemezler zırva şarkılarını, kimselere okutamazlar sözde aşk şiirlerini. Anlatırsalar gerçeği; gelecek nesiller, Leyla’ya uğramadan bulurlar Mevla’yı. Ne Leyla’lar para eder, ne de hüzünlü hikayeleri.

Davası Leyla olanlar, burunlarının uçlarını göremezken, gayesi Mevla olanlar kıtalar feth ederler. Çağlar açıp, çağlar kapatırlar. Hayalleri Leyla olanların yarınları yoktur. Hedefi Mevla olanlar ötelerin ötesine taliptir.

İnsan büyük sevdalara, kainatı içine alabilecek muhabbetlere namzet olacak istidat ve kabiliyette yaratılıp, dünyaya gönderilmiştir. Ne yazık ki, küçük sevdalar, mecazi aşklarla meşgul edilerek hedefinden ve gayesinden saptırılmıştır. Kalabalıklar içinde yalnızlığa itilip, gürültüye kurban edilerek, kalbinin derinliklerinden gelen feryadı duymayacak kadar sağırlaştırılmıştır.

Sonra bu acımasız hayatı faturalayıp önüne koymuşlar, öde diye... Bütün sermayesini heba eden insan, dünya faturasını ödeyemezken, ukba (ahiret) faturasını nasıl ödesin?     

 

Ayten şiirine cevap… yada Ahmet Selçuk İlhan’a

 

Bütün yolları Ayten’e çıkartıyor zavallı.

Saatler, günler hatta ayları Ayten’le izah ediyor.

Alemini öyle doldurmuş ki Ayten, hiçbir güzelliğe yer bırakmamış.

Sevgiler, muhabbetler Ayten’le tarif ediliyor.

Fikri Ayten olanın, zikri de Ayten olur.

Ayten için yaşayanlar, Ayten için ölürler.

Dünyası Ayten’le dolu olanın, gayesi de Ayten olur.

Gayesi Ayten olanlar, bir fıkralık hayat yaşarlar.

Bir fıkralık hayat yaşayanlar, kendileri ağlarken, başkalarını güldürürler. 

 

Ve dünya yolculuğu bittiğinde, sorulara geçilir.

İlk soru; men rabbuke, yani Allah’ın kim…?

Cevap gelir, gayet basit… Ayten…

İkinci soru sorulur; rehberin, yani peygamberin kim?

Cevap; hayret bir şey… Tabi ki Ayten…

Derken üçüncü soru; ya iman ettiğin kitabın nedir?

Cevap; Ayten şiirleri, kitabım…

Sen başka bir şey bilmez misin…?

Ayten’den başka mı…

Bari bunu bil… kıblen ne yanadır..? Secden kime?

Kıblem Ayten’den yana, secdem Ayten’e

Allah kafana akıl, kalbine iman versin.

Her şey Ayten’le dolu, yer yok ki kafamda akla, kalbimde imana.

Soru; Ya kader… yoksa onu da mı Ayten’e bağlıyorsun?

Cevap; ben Ayten’den başka bir şey bilmem ki…

“Herkes sevdiği ile birlikte olacak…” diyor Rabbimiz.

Yani Ayten’le mi…?

Evet… buyrun Ayten seni bekliyor…

Nerede?

Esfeli Safilinde…

O da ne…?

Aşağıların aşağısında…

Ne demek, aşağıların aşağısı…

Son durak… yani ahiret…

Ama siz de bütün yolları ahirete çıkarıyorsunuz.

İye de… sen de bütün yolları Ayten’e çıkarmamışmıydın.

 

Bir Ayten’lik hayat yaşayanlara… hayatlarını Aytenlere vakfedenlere…

İthaf olunur…


Okunma Sayısı : 16678

Yorum Ekleme

Adınız
Yorum

Eklenen Yorumlar

çok uzzzzzuuuunnnnnnnnnn beeeeeeee abiiiiiii
cabbar / 12-Mayıs-2014
ayyyyyyyyyyyyyyy çooooooooookkkkkk güzel
ilknur / 07-Mayıs-2014
ayyyyyyyyyyyyyyy çooooooooookkkkkk güzel
ilknur / 07-Mayıs-2014
Allah razı olsun
Esra / 15-Nisan-2014
çoooooooooooooooooooook güzel ödevime yardımcı oldu
seda 06 nisan 2014 / 06-Nisan-2014
Çooooooooooooook teşekkür ederimmm.Hiçbir yerde bulamadım bir burada buldum.Bunu yazandan Allah razı olsun.Çooooooooooookkkkkkkkkkkk teşekkür ederim
123456 / 17-Mart-2014
gerçektende çok güzel olmuş
ceren / 16-Mart-2014
Allah razı olsun çok güzel olmuş.
men / 02-Mart-2014
tşkler :)
şirin / 29-Aralık-2013
çok teşekür ederiz
Gülay Bilmez / 14-Kasım-2013
cok işime yaradı tesekkurler allah bunu yazn da razı olsun
emo / 04-Kasım-2013
çok iyi teşekkürler
hüso / 27-Ekim-2013
çok güzel çok faydalandım .çok teşekürler
siverekli / 10-Aralık-2012
süper :) <3
emine / 23-Mart-2012
Öğretmenlerden Güzel Örnekler




Haftanın Kitabı

Gencim Dinimi Öğrenmek İstiyorum

Yazarı:  Süleyman Karacelil  

Ergenlik dönemi, insan ömrünün en önemli, en kritik ve en hassas dönemidir.

Bu dönemde genç sürekli sorgulama içindedir. Hayatı sorgular, insanları sorgular, kural ve kaideleri sorgular.


Düşündüren Yazılar

Afrikadaki aç çocuklar

Televizyon arızalanmış, tamirci gelip TV’nin arkasını açmış ki bir sürü ekmek kırıntısı! Tabii kimin yaptığını hemen anlamışlar!


Kırkambar

Turp tüketin turp gibi olun.

     Bol vitamin deposu turpun kalorisi yok denecek kadar az. Karaciğer sağlığından kemikleri güçlendirme özelliğine kadar sayısız faydası olan turpu yaz kış tüketmek gerekiyor.